
Yazı İçeriği
- Üsküp Türk Çarşısı
- Üsküp Türk Çarşısı’nda Ne Satın Alınır?
- Üsküp Türk Çarşısı ve Çevresinde Gezilecek Yerler
- Taş Köprü
- Davut Paşa Hamamı
- İskender Bey Anıtı
- Üsküp’ün En Eski Restoranı: Destan
- Kapan Han
- Çifte Hamam
- Murat Paşa Camii ve Hediyelik Dükkanlar
- Antika Dükkanları
- Kujundjiska – Altın Sokak
- Türk Baklavası – Angela Merkel
- Üsküp’ün Son Şapkacısı Iljco Trajkovski
- Suli Han
- Üsküp’ün En Büyük Yeşil Pazarı: Bit Pazarı
- Mustafa Paşa Camii
- Üsküp Kalesi
- İsa’nın Göğe Yükselişi Kilisesi
Üsküp’ün adeta kalbi sayılan Stara Čaršija yani Eski Çarşı’ya mutlaka tam gününüzü ayırmanızı öneririm. Sokaklarını adımlayın; aynı zamanda yemek, alışveriş gibi şeyleri deneyimleyin. Bunların tümünü Üsküp Eski Çarşısı’nda yapabiliyorsunuz.
Kuzey Makedonya’nın sevimli, biraz sürprizlerle dolu başkenti Üsküp’e ilk geldiğimde, itiraf etmeliyim ki Eski Çarşı’nın iki saate sığacağını düşünmüştüm. Biraz dolaşır, birkaç fotoğraf çeker ve “tamamdır” derim sandım.
Ama yanılmışım.
Çünkü Üsküp Eski Çarşısı, sandığımdan çok daha fazlasıydı. Burası sıradan bir pazar yeri değil; dev bir açık hava müzesi adeta. Bir dönem, İstanbul Kapalıçarşı’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci Osmanlı çarşısı olması boşuna değil.
Dolaştıkça fark ediyorsunuz ki, burası yalnızca tezgâhlar, kuyumcular ya da küçük dükkânlardan ibaret değil. Çarşı; camiler, hanlar, hamamlar, müzeler, sanat galerileri, restoranlar ve gizli köşelerdeki kafelerle yaşayan bir kültür mozaiği. Her köşesinde farklı bir hikâye, her adımında farklı bir tat var.
Üsküp’ün tarihini anlamanın yolu da buradan geçiyor. Çünkü Eski Çarşı, şehrin hem en eski hem de en karakteristik bölgesi. Üstelik tamamen yerel halkın elinde; bu da ona otantik bir ruh veriyor. Turistik bir dekor değil, hâlâ yaşayan, nefes alan, gündelik hayatın tam ortasında duran bir yer.
Bu yazımda sana Üsküp Eski Çarşısı’nı keşfetmen için ihtiyacın olan her şeyi anlatacağım: en güzel sokaklar, en otantik mağazalar, en leziz yemekler, kaçırmaman gereken manzaralar ve Eski Çarşı’nın çevresinde yapabileceğin en keyifli şeyler…
Üsküp Türk Çarşısı
Konum: Üsküp Eski Çarşı, şehrin doğu yakasında, adeta tarih ile bugünün arasında bir köprü gibi duruyor. Bir tarafında Vardar Nehri ve o ünlü Taş Köprü, diğer tarafında ise dimdik ayakta duran Üsküp Kalesi var. Çarşının kuzey ucuna doğru ilerlediğinizde ise sizi rengârenk tezgâhlarıyla Bit Pazarı karşılıyor. Burası, şehrin en büyük taze gıda pazarı ve sabahın ilk ışıklarında bile hayatla dolup taşıyor.
Açılış Saatleri: Eski Çarşı’ya girmek için bir zaman kısıtlamanız yok; sokaklar 7/24 açık. Ama işin kalbi dükkânlarda atıyor ve çoğu esnaf sabah 8 gibi kepenk açıyor. Akşama kadar, genellikle gün batımına dek açıklar. Tabii arada öğle yemeği molası için dükkânını kapatıp gidenler de oluyor, bu yüzden biraz esnek davranmakta fayda var. Müze ve kalelerin ise kendine özel saatleri var, onlara ayrıca göz atmak gerekiyor. Restoranlar ve kafeler ise gün boyu sizi bekliyor; kahvaltıdan akşam yemeğine kadar çarşının ruhunu tadabileceğiniz harika yerler.
Ziyaret İçin En İyi Zaman: Eğer bana sorarsanız, Eski Çarşı’nın en güzel vakti gün ortası. Sabah telaşı biraz durulmuş, insanlar alışverişe çıkmış oluyor. Henüz güneş yakıcı sıcaklığıyla bastırmamışken sokaklarda dolaşmak çok keyifli. Bit Pazarı ise özellikle sabah erken saatlerde capcanlı; tezgâhlar taze meyveler, sebzeler ve türlü ürünlerle dolup taşıyor ama öğle yemeğinden sonra toparlanmaya başlıyor. Öğleden sonra ise Çarşı biraz daha sakinleşiyor; işte o zaman dar sokaklarında kaybolmak, bir kahve molası vermek ya da ufak keşifler yapmak için en güzel anlardan biri oluyor.
Üsküp Eski Çarşısı, Balkanlar’da asırlardır atan bir ticaret damarı. 12. yüzyıla uzanan tarihiyle, burası bölgenin en eski pazarlarından biri ve Avrupa’nın orijinal ticaret merkezlerinden sayılıyor.
Osmanlı döneminde ise Çarşı bambaşka bir kimlik kazanmış. Düşünün; camiler, hanlar, medreseler, okullar, imarethaneler… Hepsi, çarşının dükkânlarıyla yan yana yükseliyor. Adeta günlük hayatla dini, ticaretle sanatı, insanla mekânı iç içe geçiren bir Osmanlı şehir planlama harikası.
Üsküp Kalesi’nin eteklerinden başlayıp nehre kadar uzanan bu dev alan, bugün hâlâ şehrin merkezinde yaşamaya devam ediyor. İçerisine adım attığınızda daracık taş sokaklar, bazen kapalı bezisten pazarları, bazen de genişçe açılan meydanlarıyla sizi bir labirentin içine çekiyor. O kıvrımlı sokaklarda dolaşırken, hangi yüzyılda olduğunuzu unutmanız işten bile değil.
Her ne kadar kökleri Osmanlı öncesine uzansa da, Eski Çarşı’ya asıl ruhunu veren Türkler olmuş. Ticaretin kalbini buraya taşımış, tezgâhlarını kurmuş ve etrafını camiler, hanlar, imarethanelerle donatmışlar. Böylece 16. yüzyıla gelindiğinde Üsküp, sadece Kuzey Makedonya’nın değil, tüm bölgenin en önemli ticaret merkezlerinden biri hâline gelmiş.
Daha da güzeli, burası sadece ürünlerin değil, kültürlerin de buluşma noktasıymış. Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve Dubrovnik gibi uzak şehirlerden gelen tüccarlar burada bir araya gelmiş; baharatlarını, kumaşlarını, takılarını, hatta hikâyelerini paylaşmışlar. Eski Çarşı’nın taşlarına işleyen o çok kültürlü hava işte buradan geliyor.
Zamanla çarşı değişmiş, 1960’lardan sonra bambaşka bir kimlik kazanmış. Bugün ise çoğunlukla Üsküp’teki Arnavut nüfusuyla özdeşleşmiş durumda. Ama hâlâ aynı: yaşayan, nefes alan, kültürleri birleştiren bir merkez.
Üsküp Türk Çarşısı’nda Ne Satın Alınır?
Eski Çarşı’ya gelmenin en heyecan verici yanlarından biri kesinlikle alışveriş. Çünkü burada alışveriş sadece bir şey satın almak değil; tarihe, kültüre ve yerel yaşamın ruhuna dokunmak demek.
Evet, itiraf edelim; geleneksel esnafın bir kısmı artık çekilmiş, yerlerini hediyelik eşya tezgâhları ve antikacılar almış. Ama hâlâ o eski ruhu yaşatan zanaatkârları bulmak mümkün. Mesela ünlü Üsküplü şapkacı… Onun dükkânına uğradığınızda sizi sıcacık bir gülümsemeyle karşılıyor, sonra da kendi elleriyle yaptığı şapkaları ve atölyesini gururla gezdiriyor. Bu küçük karşılaşmalar, Çarşı’yı benzersiz kılan detaylardan biri.
Çarşıda gezinirken gözünüze çarpacak yerel ürünlerin her biri adeta bir hikâye taşıyor:
- Bal – Avrupa’nın son kadın yabani arıcılarından biri, burada ürettiği doğal balı satıyor. Hem tadı hem de hikâyesiyle çok özel bir hatıra.
- Gümüş telkari – O incecik işçilik inanılmaz!
- Halılar, kilimler ve geleneksel kostümler – Evine Balkan ruhunu taşımanın en güzel yolu.
- Boyalı kil çömlekler – El emeği, rengârenk ve tam anlamıyla özgün.
- Deri ürünleri – Özellikle geleneksel Opanci köylü ayakkabıları, hâlâ dikkat çeken özgün parçalardan.
- Komünist döneme ait antikalar ve askeri hatıralar – Biraz nostalji, biraz da tarih merakı için birebir.
Üsküp Türk Çarşısı ve Çevresinde Gezilecek Yerler
Sana önereceğim yürüyüş rotası, Üsküp’ün simgesi haline gelmiş Taş Köprü’den başlıyor ve şehrin en yüksek noktasındaki Üsküp Kalesi’nde sona eriyor. Eğer vaktini iyi ayarlarsan, kaleye çıktığında seni Balkanların en büyüleyici manzaralarından biri karşılıyor: gün batımı. Gökyüzü turuncu ve pembe tonlara boyanırken, Eski Çarşı’nın taş sokaklarına düşen o ışığı izlemek tarifsiz bir deneyim.
Ben bu rotayı kendim yürüdüm. Sokak aralarında fotoğraf çekmek, bir kahve molası vermek, bir dükkâna dalıp sohbet etmek derken yolculuğum 3-4 saati buldu. Ama işin güzelliği de burada: burası öyle bir yer ki, hızlıca gezip bitirmek değil; sindire sindire yaşamak gerekiyor.
Taş Köprü
Üsküp’ün simgesi haline gelmiş Taş Köprü, şehrin iki yüzünü birbirine bağlıyor. Bir yanı modern Üsküp, diğer yanı ise seni zamanın gerisine, Eski Çarşı’nın merkezine taşıyor. Kuzey ucunda pazar alanı başlıyor; biraz ilerlediğinde Halk Meydanı’nı ve Aziz Kiril ile Metodiy Anıtı’nı görüyorsun.
Eski Çarşı’ya girmenin en güzel yolu, tıpkı yüzyıllar önce Uzak Doğulu tüccarların yaptığı gibi bu büyük kemerli köprünün taşlarına basarak geçmek. O an kendini tarihin bir parçası gibi hissediyorsun.
Davut Paşa Hamamı
Çarşıya varmadan hemen önce, Goce Delchev Bulvarı’nın kıyısında yer alan görkemli bir yapı karşılıyor seni: Davut Paşa Hamamı. 15. yüzyılda Osmanlı veziri Davut Paşa tarafından yaptırılmış bu hamam, bugün artık Üsküp’ün en önemli sergi alanlarından biri. 1950’lerden beri restore edilerek Makedonya Ulusal Galerisi’nin bir parçası haline gelmiş ve çağdaş sanata ev sahipliği yapıyor.
Ben gittiğimde grafik posterlerden oluşan bir sergi vardı, ama içeri girdiğinde neyle karşılaşırsan karşılaş, emin ol yapının kendisi zaten başlı başına bir sanat eseri. Alçı kemerleri, mermer zeminleri, yüksek taş kubbeleri ve ışığı içine buyur eden mimarisiyle göz kamaştırıcı. Sıcacık bir Üsküp gününde içeri girdiğinde, o serin taş duvarlar sana kucak açıyor.
Giriş ücreti 50 MKD; sırf o kubbelerin altında yürüyüp, restore edilmiş ihtişamı görmek bile buna değer. İşini bitirip dışarı çıktığında, SEE Üniversitesi’nin karşısındaki merdivenlerden tırmanıp hamamın kurşun kubbelerine yukarıdan bakmayı da sakın unutma.
İskender Bey Anıtı
Eski Çarşı’nın resmi sınırlarının biraz dışında kalsa da, Davut Paşa Hamamı’nın doğusundaki küçük meydanda yer alan İskender Bey Anıtı mutlaka görülmeli. Arnavutların efsanevi askeri kahramanı atının üzerinde tasvir edilmiş; aynı duruşunu Kosova’nın Priştine şehrinde de görebilirsin.
Anıtın arkasında Sosyalist dönemden kalma etkileyici bir mozaik yer alıyor. Hatta hemen altındaki alt geçitte de mozaik panellere rastlıyorsun. Eğer detaylara dikkat etmeyi seviyorsan, bu küçük durak senin için keyifli bir sürpriz olacak.
Üsküp’ün En Eski Restoranı: Destan
Üsküp Eski Çarşı’da yemek molası vermek istiyorsan, ilk akla gelen yerlerden biri hiç şüphesiz Destan. 1913’ten beri misafirlerini ağırlayan bu restoran, şehrin en eskisi olma unvanını taşıyor. Yani buraya oturduğunda aslında yüz yılı aşkın bir geleneğin parçası oluyorsun.
Menü tam bir Balkan şöleni: bol ekmek eşliğinde gelen sıcacık kebapçinja (cevapi), yanında kaymak, doğranmış soğan ve közlenmiş biber… Sofranın baş tacı ise peynirle süslenmiş, ferahlatıcı shopska salatası. Bu üçlü öyle bir klasik ki, Balkan mutfağını tek seferde tanımak için birebir.
Destan, Çarşı’nın tam merkezinde, ana kavşağın köşesinde yer aldığı için gözden kaçırmak imkânsız. Açık hava oturma alanıysa ayrı bir keyif: önünden geçen insanları izlemek, Çarşı’nın nabzını tutmak için harika bir nokta. Yalnız küçük bir uyarı; öğle saatlerinde burası tıklım tıklım oluyor. Hatta kalabalık yüzünden biraz klostrofobik hissedebilirsin. Ama belki de tam da bu kalabalık, buraya o canlı atmosferini veren şey.
Kapan Han
Destan’ın hemen kuzeyinde, Çarşı’nın içine adım attığında karşına çıkan ilk hanlardan biri Kapan Han. Osmanlı döneminin bu tarihi kervansarayı, tüccarların atlarıyla birlikte konakladığı, çarşının ticaretle kaynadığı günlerin canlı tanığı. Bugün bile ayakta ve hâlâ kullanılıyor olması onu daha da özel kılıyor.
Girişi biraz gizli; kolayca gözden kaçabilir. Bunun için küçük bir ipucu: Önce her zaman dolup taşan Turist Grill restoranını bul, sonra girişin yanındaki kısa merdivenlerden aşağıya in.
Hanın üst katında artık bir okul var, alt kattaki avlusu ise çay evleri ve restoranlarla dolu. Benim tercihim han içerisindeki Restaurant An oldu. Geniş avluda, tarihi taş duvarların arasında oturup geleneksel bir Makedon yemeği yemek gerçekten çok keyifliydi. Özellikle de o meşhur tavče gravče (fırınlanmış Makedon fasulyesi)… Belki de Üsküp’te tattığım en lezzetli yorum buydu.
Daha sakin, daha otantik bir atmosfer arıyorsan ve Destan ya da Turist Grill’in kalabalığından biraz uzaklaşmak istiyorsan, Restaurant An’ı tercih edebilirsin.
Çifte Hamam
Eski Çarşı’nın ikinci büyük hamamı olan Çifte Hamam, bugün bir sanat galerisi olarak kullanılıyor. Giriş ücreti 50 MKD ve kesinlikle görülmeye değer. İçeri girdiğinde taş kubbelerin altında yankılanan sessizlik, sergilenen eserlerle birleşince bambaşka bir atmosfer yaratıyor. Burada gezerken kendini bir yandan tarihle, bir yandan da sanatla buluşturuyorsun.
Murat Paşa Camii ve Hediyelik Dükkanlar
Çifte Hamam’ın hemen yanındaki küçük meydanda, zarif minaresiyle Murat Paşa Camii yer alıyor. Caminin karşısında ise birkaç sevimli hediyelik eşya dükkânı var. Küçük ama samimi; yol üzerinde mutlaka uğranması gereken duraklardan.
Antika Dükkanları
Caminin arkasına uzanan dar sokak ise bambaşka bir dünya. Burası tamamen antika dükkânlarına ayrılmış. Tablolar, eski gümüş eşyalar, kumaşlarla dolu sandıklar, hatta geçmişten kalma kahve değirmenleri… Her köşe başı farklı bir hikâye anlatıyor.
Ben bu sokaktan üç kez geçtim ve her seferinde farklı bir detay keşfettim. Bir keresinde bir dükkân sahibi, gülümseyerek bana eski bir kahve değirmeninin nasıl çalıştığını gösterdi.
Burada ayrıca madeni para koleksiyonlarından tut, askeri hatıralara kadar çeşit çeşit obje bulabiliyorsun. Belki eve götürmek istemeyebilirsin ama sadece göz atmak bile inanılmaz keyifli.
Kujundjiska – Altın Sokak
Üsküp Eski Çarşı’sında dolaşırken, tıpkı Saraybosna’nın Başçarşısı’nda olduğu gibi, sokakların isimleri sana ipucu veriyor: Her sokak, eskiden orada satılan zanaat ya da ürünün adını taşıyor. İşte bunların en özellerinden biri Kujundjiska, yani Altın Sokak.
Burası hâlâ adının hakkını veriyor. Çünkü dükkân sahipleri burada yüzyıllardır olduğu gibi altın takılar satmaya devam ediyor. Eski Çarşı’daki diğer sokaklar yavaş yavaş kafelere, barlara ya da her şeyi satan dükkânlara dönüşürken, Altın Sokak kendi kimliğini korumayı başarmış.
Üsküp’te aileler hâlâ hayatlarındaki en önemli anları – düğünler, doğumlar, özel kutlamalar – altın takılarla taçlandırıyor. Bu yüzden Altın Sokak’taki kuyumcular, internet alışverişinin çağında bile işlerini sürdürüyor, hatta oldukça iyi işler yapıyorlar.
Daracık sokaktan geçerken vitrinlerdeki ışıl ışıl bilezikler, kolyeler ve yüzükler gözünü kamaştırıyor. Ama buranın güzelliği sadece altının parıltısında değil; aynı zamanda geleneğin bugüne taşınışında.
Türk Baklavası – Angela Merkel
Üsküp Eski Çarşı’sında sayısız tatlıcı ve fırın bulabilirsiniz ama içlerinde öyle biri var ki, diğerlerinden hemen ayrılıyor. Altın Sokak’taki bu küçük pastane, tatlı düşkünleri için gerçek bir hazine.
Buradaki tüm lezzetlerin arkasında Makedon-Türk bir pastacı var. Onu ilginç kılan sadece ustalığı değil; aynı zamanda hayranlık duyduğu isimler. Öyle ki, imza tatlısı olan Turska baklavasına Almanya Şansölyesi Merkel’in adını vermiş. Bu küçük detay bile dükkânın kendine özgü karakterini gösteriyor.
İçeri girdiğinizde dükkanın duvarlarını süsleyen fotoğraflar ve gazete kupürleri hemen dikkat çekiyor. Kimileri için fazlasıyla politik bir dekor olabilir ama bir şey kesin: baklavası inanılmaz! Özellikle cevizli olanı… Tanesinin fiyatı 45 MKD ve o kıtır hamurla ceviz dolgusunun uyumu gerçekten unutulmaz.
Siyasi detaylara fazla takılmadan, buraya sırf tatlının hatırına uğramanızı tavsiye ederim.
Üsküp’ün Son Şapkacısı Iljco Trajkovski
Tatlıcıdan çıkıp tam karşıya geçtiğinizde, küçük bir şapka dükkânı göreceksiniz. Önünden geçerken kapının aralığından içeri baktım; sahibinin eski bir Singer makinesinde dikiş diktiğini gördüm. Merakla kafamı uzattığımda, gülümseyerek beni içeri davet etti.
Adı Iljco. Üçüncü nesil bir şapka ustası… Ve bugün hâlâ Üsküp Eski Çarşısı’nda çalışan son şapka zanaatkârı. Daha kapıdan adımımı atar atmaz bana bir fincan Türk kahvesi ikram etti, ardından da mesleğinin hikâyesini, ailesinden miras kalan bu zanaatı nasıl yaşattığını anlattı.
Atölyesi hem bir çalışma alanı hem de bir küçük müze gibi. Duvarlarda eski şapkalar, raflarda yılların eskitemediği antika parçalar var. Iljco’nun eliyle yaptığı her dikişte o geçmişin ruhunu hissediyorsunuz.
Dürüst olmak gerekirse, Kuzey Makedonya seyahatimde tanıştığım en içten, en samimi insanlardan biriydi. Eğer yolunuz Eski Çarşı’ya düşerse mutlaka uğrayın.
Suli Han
15. yüzyılda inşa edilen Suli An, bir zamanlar tüccarların konakladığı, kervanların dinlendiği önemli bir handı. Nehre yakın olduğu için halk arasında “Su Hanı” olarak da biliniyor.
Üsküp’ü 1963’te vuran büyük depremde neredeyse tamamen yerle bir olmuş. Bugün gördüğünüz bina aslında baştan sona yeniden inşa edilmiş hali… Ama buna rağmen, o eski ruhunu korumayı başarıyor.
Şimdilerde Suli An, Üsküp Eski Çarşı Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Buraya adım attığınızda sadece bir yapı değil, aynı zamanda çarşının geçmişine açılan bir kapı görüyorsunuz. Arkeolojik eserler, pazarın köklerini ta 10. yüzyıla, kalenin ilk yükseldiği dönemlere kadar götürüyor. Daha güncel sergiler ise el sanatlarını, ustaların eserlerini ve çarşının ticaret hayatını gözler önüne seriyor.
Tek dikkat etmeniz gereken şey, müzenin çalışma saatleri. Hafta içi yalnızca öğleden sonra 14:00’e kadar açık, hafta sonları ise kapalı. Giriş ücreti 2 Euro ama hem binanın kendisi hem de sergiler, bu küçük bedeli fazlasıyla hak ediyor.
Üsküp’ün En Büyük Yeşil Pazarı: Bit Pazarı
Eski Çarşı’nın kuzey ucuna vardığınızda, Hotel Arka’yı geçip küçük taş kapıdan çıkın ve yolun karşısına geçin.
Üsküp’ün en büyük ve en eski yeşil pazarı burası. Resmi olarak Eski Çarşı’dan ayrı bir yapı olsa da, satıcılar ve alışveriş yapanlar öylesine iç içe geçmiş ki, neredeyse tek bir pazar alanındaymışsınız gibi hissediyorsunuz.
İlk bakışta biraz yanıltıcı olabilir. Girişte sizi ucuz kıyafetler, plastik eşyalar ve rengârenk brandalar karşılıyor. Ama pes etmeyin, biraz derinlere daldığınızda işin rengi tamamen değişiyor. Tezgâhların arasında yürürken taze meyve ve sebzelerin kokusu, rengârenk baharatların cazibesi ve kuruyemişlerin bolluğu sizi içine çekiyor. Hatta dökme tütünlerin ağır kokusu bile pazara ayrı bir karakter katıyor.
Bit Pazarı’nda dolaşırken, Üsküplülerin gerçek hayatına tanık oluyorsunuz. Çantaları dolu eve dönen anneler, fiyat pazarlığı yapan yaşlılar, tezgahtan mandalina seçen çocuklar…
Mustafa Paşa Camii
Üsküp’ün en büyük camisinin Eski Çarşı’ya bu kadar yakın olması, Osmanlı şehir planlamasının ne kadar zekice ve kullanıcı dostu olduğunu gösteriyor. Eskiden bir vatandaşın tüm ihtiyaçları — ticaret, ibadet, yıkanma ve konaklama — birkaç adım içinde karşılanabiliyordu.
Mustafa Paşa Camii, Eski Çarşı sınırları içinde yer alıyor. Bit Pazarı’ndan buraya yürümek için, bölgedeki üç hanın sonuncusu olan Kurshmuli Han’ın yanından geçmek gerekiyor. Ne yazık ki han tamamen harap durumda; ziyaretim sırasında etrafı çevriliydi ve yapabileceğim tek şey, Atanas Babata Caddesi’nden kapıdan bakarak hanın ihtişamını hayal etmek oldu.
Cami ise yakın zamanda restore edilmiş ve 1492’deki ihtişamına yeniden kavuşmuş. Beyaz mermerden inşa edilen yapının iç ve dış kubbeleri, zarif mavi motiflerle süslenmiş; öyle ince bir işçilik var ki, neredeyse porselen gibi görünüyor.
Namaz vakitleri dışında camiye giriş ücretsiz.
Üsküp Kalesi
Üsküp Kalesi, ya da yerel adıyla Tvrdina Kale. Kale 6. yüzyıldan kalma; ancak yakın yıllarda yapılan kazılar ve restorasyon çalışmaları nedeniyle bazı bölümler hâlâ onarım aşamasında.
Ben gittiğimde doğu duvarı bakım nedeniyle kapalıydı; bu yüzden Eski Çarşı manzarasını Hotel Arka’dan izlemekle yetindim. Ama batı duvarları ve surlarından görünen “yeni” Üsküp panoraması gerçekten muhteşemdi. Şehrin modern binaları ile tarihi dokusunun birleşimi, adeta bir tablo gibiydi.
O gün ayrıca özel bir atmosfer vardı: Papa Franciscus Üsküp’te halka açık bir ayin düzenlemişti. Kale burçlarında konuşlanmış güvenlik görevlilerini, okçuların eski nişlerinden ilham alan mevzilerde görev başında görmek, bana tarihle günümüzü bir arada yaşatıyordu.
Kale her gün 08:00 – 19:00 saatleri arasında açık ve giriş tamamen ücretsiz. Tepesine çıktığınızda, hem Eski Çarşı’yı hem de Üsküp’ün modern yüzünü aynı anda görmek mümkün. Gün batımına denk gelirseniz, gezinizi tamamlamak için en ideal nokta burası.
İsa’nın Göğe Yükselişi Kilisesi
Kalenin doğu kapısının hemen dışında, yüksek taş duvarların ve ağır meşe kapının arkasına gizlenmiş küçük bir kilise var.
Hz. İsa’nın Göğe Yükselişi Kilisesi, 16. yüzyılda, Üsküp Osmanlı egemenliği altındayken inşa edilmiş. O dönemde şehir planlama kuralları, hiçbir kilisenin ana caminin minaresinden daha yüksek olamayacağını söylüyordu. Bunun üzerine mimarlar yaratıcı bir çözüm bulmuş: kiliseyi yeraltına inşa etmişler. Kısa bir merdivenle ulaşılan üç nefli bu “gömük” yapı, hem ibadet edilecek bir alan sunuyor hem de dışarıdan neredeyse görünmüyor.
Dikkatli bakarsanız, duvarın hemen üzerinden yükselen ahşap çan kulesini fark edebilirsiniz. İşte işin sırrı burada: sokaktan bakarken kiliseyi görmek zor, ama bir kez bulduğunuzda, tarih ve mimarinin zekâsıyla karşılaşıyorsunuz.
Bu Yazılar da İlgini Çekebilir
- Üsküp’ten Selanik’e Nasıl Gidilir?
- Üsküp’ten Mostar’a Nasıl Gidilir?
- Üsküp’ten Belgrad’a Nasıl Gidilir?
- Üsküp’ten Tiran’a Nasıl Gidilir?
- Üsküp Havalimanı’ndan Şehir Merkezine Nasıl Gidilir?
- Üsküp’ten Ohrid’e Nasıl Gidilir?
- Üsküp’te Uygun Fiyatlı Araç Kiralama Rehberi
- Üsküp’ten Priştine’ye Nasıl Gidilir?
- Üsküp’ten Matka Kanyonu’na Nasıl Gidilir?
Balkanlar; her köşesinde farklı bir hikâye barındıran, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle olduğu kadar doğal güzellikleriyle de öne çıkan eşsiz bir coğrafyadır.
Bu benzersiz bölgeyi daha yakından tanımak ve seyahatinizi en verimli şekilde planlamak isteyenler için, Balkan ülkelerine özel birebir seyahat danışmanlığı hizmeti sunuyorum.
Rota planlamasından konaklama önerilerine, yerel deneyimlerden ulaşım seçeneklerine kadar ihtiyaç duyabileceğiniz her adımda yanınızdayım.
Siz de Balkanlar seyahatinizi bir adım öteye taşımak isterseniz, detaylı bilgiye Seyahat Danışmanlığı sayfamdan ulaşabilir, benimle doğrudan iletişime geçebilirsiniz.













