2 günlük Priştine ziyaretimden sonra bir sonraki durağım Prizren olmuştu. Kosova‘ya gitmemin nedenlerinin başında ilk olarak Prizren geliyordu. Başkent Priştine kimine göre görülmese de olur tarzında bir şehir. Açıkçası çok da fazla sıkılmamıştım Priştine’de. İlk gün Priştine gezilecek yerler özelinde gezmiş ve ikinci günü sokaklarını dolaşmış, kafelerine uğramış ve yerel insanlarını gözlemlemiştim.

Priştine‘de üçüncü günün sabahına uyandığımda ise Prizren’e gitmek için direkt olarak otobüs terminaline gitmiştim. Buradan hareketle Priştine’den ayrılıp Prizren’e varıyordum.

Peki, Priştine’den Prizren’e nasıl gidilir? Bunun için detaylı bir yazı kaleme aldım. Dilerseniz aşağıdaki linkten yazımı okuyabilirsiniz.

Prizren’e de yalnızca iki gün ayırmıştım. İki gün boyunca bu güzel şehri gezip ardından 1 ay süren Balkanlar seyahatimin son durağı olan Üsküp‘e geçmeyi planlamıştım.

Prizren’de olduğum süre boyunca neler yaptım, neleri deneyimledim, kimlerle tanıştım? Prizren gezi notlarımı okuyun, şehir hakkında merak ettiklerinizi aşağıda yorum kısmından bana yazın.

Prizren Gezi Notları

Prizren’e vardığımda hava kapalıydı. Hafiften yağmur çiseliyor etraf mis gibi toprak kokuyordu. Yemyeşil dağlarının eteklerine sıra sıra dizili kırmızı kiremitli evler gözüme bi kartpostal manzarası gibi görünüyordu. Son derece zarif bu görüntü karşısında iliklerime kadar huzuru henüz şehre vardığım ilk dakikalarda hissediyordum.

Prizren gezi notları
Prizren evleri.

Prizren küçük bir şehir. Şehirlerarası otobüs terminali de kent merkezine öyle çok fazla uzak mesafede değil. Terminalden ayrılıp şehir merkezine doğru yürümeye koyuldum. Yol üzerinde gördüğüm insan portrelerinden kimin Kosovalı Müslüman olduğunu az çok giydikleri elbise ve taktıkları takkelerden anlayabiliyordum.

Kısa bir yürüyüş sonrası henüz Priştine’deyken rezervasyon yaptığım Driza’s House’a geliyordum. 2 günlük Prizren ziyaretimde bu hosteli tercih etmiştim. Sizlere hostelden biraz bahsetmek istiyorum.

Şehir merkezine yürüme mesafesinde bulunan hostel kentin gezilecek yerlerine de yakın bir konumda bulunuyor. Sinan Paşa Camii’ne 500 metre, kaleye 700 metre uzaklıkta. Sinan Paşa Camii’nin olduğu yer zaten kent merkezi olarak geçiyor. Burada şadırvan meydanı ve kafeler bulunuyor. Hostel 10 yataklı karma yatakhanelere sahip. Diğer gezginlerle kalıyorsunuz. Tipik bir hostel. Ortak bir salon, ortak banyo, wc ve mutfak bulunuyor. Bir hostelden beklenilen tüm her şeyi karşılayabilecek kapasitede. Booking üzerinde aldığı puan ise 9,4. Ekonomik bir konaklama yeri. Prizren gezilerinizde burada kalmanızı tavsiye ederim.

Hostele vardıktan sonra girişte resepsiyon bölümünde genç bir çalışan kız tarafından kaydım yapıldı. Dolap için kişisel anahtarımı aldıktan sonra kalacağım odaya çıktım. Priştine’de erken saatte uyanmıştım. Saat henüz 11:00 civarı. Çantamı boşaltıp bir güzel dolabıma yerleştirdim. Ardından güzel bir duş aldıktan sonra 1 saat kadar güzel bir uyku çektim. Kalktığımda saat 13:00’e gelmek üzereydi. Sabah ki kapalı hava yerini masmavi açık bir gökyüzüne bırakmış güneş yüzünü tüm çıplaklığıyla Prizren semalarına cömertçe sunuyordu. Hava gezmek için güzel olsa da terleteceği kesindi. Aldırış etmeden günlük küçük çantama fotoğraf makinem, 1 şişe küçük su, elma, kalem ve not defterimi koyduktan sonra nihayet Prizren’i gezmek için dışarıya adımımı atıyordum.

Bisrtiça (Akdere) Nehri, Prizren
Bisrtiça (Akdere) Nehri, Prizren

Kent merkezinde bulunan Şadırvan Meydanı Prizren’i gezmeye başlamak için en ideal yerdir. Meydanın bir kenarında Sinan Paşa Camii, diğer kenarında hediyelik eşya dükkanları ve Bistriça (Akdere) Nehri’nin kenarında kurulu hoş yeme-içme mekanları yer almakta.

Nitekim, hostelden çıkar çıkmaz kısa bir yürüyüşten sonra Şadırvan Meydanı’na varıyordum. Düz olan asfalt yol kendini Arnavut taşlarıyla örülü meydana bırakıyor ve kendimi bir anda sanki Anadolu’da hissediyordum. Öyle ya, Prizren, sanki bir Anadolu şehri. İnsanları, günlük yaşantıları, tek katlı evlerin mimarileri, sokakları ve dükkanları tıpkı Anadolu’da bir şehir izlenimi veriyordu.

Prizren’de gezdiğim yerleri anlatmadan önce size şehir hakkında biraz bilgi vermek isterim…

Prizren Hakkında Bilgi

Prizren, hiç şüphesiz Kosova’nın en önemli yerleşim yerlerinden biri. Kültür, tarih ve doğal manzaralar üzerine sayısız eser ve yerlere ev sahipliği yapan Prizren gezginler için görülmeye değer önemli bir durak. Şehrin tarihi çok eskilere uzanıyor. Zaten bölgede çıkarılan kalıntılar da bu bilgiyi doğruluyor. Çevre yerlerden çıkarılan eserlerin geçmişi neolitik, bronz ve antik çağlara kadar uzanıyormuş.

Prizren, Kosova
Prizren, Kosova

Bu topraklara ilk yerleşimin M.Ö. 2. yüzyılda başladığı biliniyor. Prizren, o tarihlerden bu günlere 3 büyük imparatorluğun etkisinde kalmış. Zaten şehre gelince bariz farklılıkları görüyorsunuz. Bu da şehri kültürel anlamda zengin bir yer haline dönüştürüyor.

Bu kısa bilgiden sonra artık Prizren’i dolaşmaya başlayabiliriz.

Yolumun üzerinde beni ilk karşılayan Sinan Paşa Camii oluyordu…

Prizren Gezilecek Yerler

Sinan Paşa Camii

1615 yılında Sinan Paşa tarafından yaptırılmış. Kendisini diğer camilerden farklı kılan eşsiz mimarisi nedeniyle Prizren şehrinin ana camisi olarak kabul ediliyor. Şehir merkezinde, Şadırvan Meydanı’na gelmeden sol tarafta kalan Sinan Paşa Camii, zarif mimarisi ile Balkanlar’ın en önemli camileri arasında yer alıyor.

Sinan Paşa Camii, Prizren
Sinan Paşa Camii, Prizren

Camiye giriş ücretsiz. Dışarıda ayakkabılarınızı çıkarıp ayağınıza galoş giydikten sonra camiye girebilirsiniz. Her gün görevliler tarafından özenle temizlenen caminin içerisi geniş ve ferah. Duvarlarında yer alan çeşitli İslami motifler (gül, şamdan, kufi yazılar) simetrik bir şekilde içerisini tamamlıyor.

Sinan Paşa Camii’nin arkasında hoş bir park alanı var. Burada oturacak banklarda var. Öğlen sıcağında burada oturup dinlenebilir ve manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

Sinan Paşa Camii, Prizren
Sinan Paşa Camii, Prizren

Ayrıca yine caminin arkasında kalan hediyelik eşya tezgahları ilginizi çekebilir. Burada Kosova’ya ve Prizren’e özgü hediyelik eşyalar bulabilir kendinize hatıralık bir şeyler satın alabilirsiniz.

Camiyi gezdikten sonra hemen bitişiğinde yer alan Şadırvan Meydanı’na geliyorum.

Şadırvan Meydanı

Prizren Eski Kent merkezinin meydanı olarak geçen Şadırvan Meydanı orta büyüklükte, Arnavut taşları ile örülü ve ortasında küçük bir şadırvanı olan keyifli bir yer. Şadırvan da Osmanlı döneminden kalma bir eserdir. Meydanı çeşitli giyim mağazaları ve yeme-içme yerleri çevreliyor. Kalenin eteğinde yer alan meydanın kenarından ise Bistriça Nehri akıyor. Nehir kenarında sıralı kafeler bulunuyor. Burada bir şeyler içip manzaranın keyfini doyasıya çıkarabilirsiniz. Belki de nehrin kenarına kıvrılıp yalnızca suyun sesini dinlemek istersiniz. Öyle ya, ateş zaten içimizde…

Şadırvan Meydanı
Şadırvan Meydanı

Meydanla aynı adı taşıyan Şadırvan Caddesi belki de şehrin en işlek yürüyüş yollarından biri. Cadde üzerinde Sırp Ortodoks Kilisesi var. Cadde de kilisenin hemen önünden geçen yol. Sizi Şadırvan Meydanı’na çıkarıyor. Hostelden çıkar çıkmaz yürüdüğüm yolda zaten burasıydı. Burası aynı Üsküdar’ın o arka sokakları gibi küçük çay evleri, yol kenarlarında iskemleler üzerine oturan insanlara ve hediyelik eşya dükkanlarına ev sahipliği yapıyor. E, haliyle çay varsa bir de iskemle üzerinde içilecekse o çay hiç kaçırmam oturur vakit geçiririm. Mesela Üsküdar’ın yeri bende ayrıdır. Ahenk Semai Kahvehanesi ve Mihrimah Sultan Camii’nin olduğu Selmanağa Sokağı’nda bulunan Yemliha Çayevi’ne sırf bir bardak çay içmek, güzel dostlarla hasbihal etmek varsa bir de musiki dinlemek için kalkar giderim.

İşte Prizren’in Şadırvan Caddesi de aynı Üsküdar’ın o manevi dokusunu insana hissettiriyor. Ya da bana öyle geldi. Öyle hissettim. Üsküdar’da çayımı, sırtımı Mihrimah Sultan Camii duvarına yaslayıp içerken, Prizren’de Sırp Ortodoks Kilisesi duvarına yaslamış içiyordum. 🙂 Zenginlik bu olsa gerek? Hoşgörü zenginliği..

Şadırvan Caddesi, Prizren
Şadırvan Caddesi, Prizren

Burada 1 saat kadar vakit geçirip 5 bardak çay içtim. Yolun kenarına çıkarılmış masa ve iskemleler diğer masa ve iskemlelerle neredeyse bitişik. Diğer masadaki oturanlarla tanışmamanız mümkün değil. Yan masada bir Türk aile oturuyordu. Türkçe konuştuklarını işitir işitmez kendilerine merhaba dedim. Yarım saat kadar da onlarla sohbet ettikten sonra günün diğer yarısını değerlendirmek üzere görülecek birkaç yere doğru yürümeye koyuldum.

Bir sonraki durağım Taşköprü olmuştu…

Taşköprü (Old Stone Bridge)

Taşköprü, Sinan Paşa Camii’nin tam karşısında yer alıyor. Şadırvan Meydanı’na indiğinizde zaten karşınızda belirecektir. Köprünün inşası XV. yüzyılda yapıldığı biliniyor. Fakat tam olarak kesin bir tarihi yok. Üç gözlü olarak tasarlanmış ve kesme taş kullanılarak yapılmış. 1979 yılında burada bir sel felaketi yaşanıyor ve köprü ne yazık ki ağır bir yara alıyor. Takvimler 1982 yılını gösterdiğinde dönemin Yugoslav Hükumeti aslına uygun olarak tekrardan yenisini yaptırarak bugünkü görünümüne kavuşuyor.

Taşköprü, Prizren
Taşköprü, Prizren

Köprü, Prizren’de eski kent ile yeni kenti buluşturduğu gibi kültürleri ve dinleri de birbirine bağlıyor. Burada birkaç kare fotoğraf çekinmenizi tavsiye ederim. Hemen arkanızda Prizren Kalesi’nin bulunduğu yemyeşil dağ ve dağın eteklerine serpilmiş Prizren evleri kartpostallık manzaralar sunuyor.

Prizren manzarası.
Prizren manzarası.

Köprüden karşıya geçtikten sonra Prizren’in arka sokaklarını keşfe çıktım. Bu şekilde plansız gezmek bana her zaman gezilerimde muhteşem hikayeler sunmuştur. Bakalım şimdi hangi güzelliklerle karşılaşacak, neler göreceğim…

Prizren Sokakları

Prizren sokakları temiz ve düzenliydi. Yolları dar ve evleri bahçeliydi. Sanki Anadolu’dan bir ilçeyi, köyü geziyormuş hissine kapılmıştım. Evler tek katlı ve mimarisi tıpkı bizdeki evlere çok benzerlik gösteriyordu.

Evlerin kapıları direkt olarak yola çıkıyordu. Pencereleri ahşap panjurluydu. Hatta kimi evin pencere önlerinde renk renk çiçekler vardı. Ne hoş manzaralardı. Sokaklarında çocuklar top koşturuyor, saklambaç oynuyorlardı.

Prizren sokakları.

Prizren sokaklarını adımlarken karşımda Aziz Nikolas Kilisesi beliriyordu. Ancak ne yazık ki kiliseye giriş kapalıydı. Bahçe kapısı da kapalıydı. Bu nedenle kiliseyi gezemeden yalnızca dışarıdan bir kaç kare fotoğrafını çekmiştim.

Aziz Nikolas Kilisesi (Tutic Kilisesi)

Kilise 1332 yılında inşa edilmiş. Bu küçük Sırp Ortodoks Kilisesi Prizren’de yer alan önemli kültür anıtlarından biridir. 1970 yılında bir ayaklanma çıkıyor ve ağır bir şekilde tahrip ediliyor. Daha sonra 2005 yılında restorasyondan geçerek bugünkü görünümünü alıyor.

Aziz Nikolas Kilisesi (Tutic Kilisesi)
Aziz Nikolas Kilisesi (Tutic Kilisesi)

Kiliseyi dışarıdan 5 dakika kadar gözlemleyip birkaç fotoğrafını çektikten sonra yürümeye devam ediyordum. Ara sokaklara giriyor birkaç güzel fotoğraf karesi çekerim ümidiyle dolaşıyordum. Gözüme küçük bir cami takılıvermişti. Camiye doğru gittiğimde kimsecikler görünmüyordu. Ahşaptan olan kapısını araladığımda içeride orta yaşlarda birinin olduğunu gördüm. Selam verip cami içerisine girdim ve kendisiyle konuşmaya çalıştım. Ancak kendi dilinden başka bir dil bilmiyordu. Neyse ki gönül dilini konuşabiliyordu. Misafirperver ve güler yüzlüydü. Cami için gönüllü çalışan olsa gerek. Cami içerisini temizliyordu. El-kol hareketleri ile derdimi anlatmaya çalıştım. Biraz vakit geçirdikten sonra kendisiyle bir fotoğraf çekinip buradan ayrıldım.

Prizren’de Saat Kulesi’ne mutlaka gözünüz takılır. Beyaz badanalı ve üstünde bir odası bulunan iki pencereli bir yapı. Hemen altında ise arkeoloji müzesi bulunuyor. Az ileride bulunan saat kulesi gözüme takılınca oraya doğru yürümeye koyuldum. Kısa bir yürüyüşten sonra saat kulesine varıyorum. İlk olarak arkeoloji müzesine girdim.

Prizren Arkeoloji Müzesi ve Saat Kulesi

Müzede Prizren ve çevresinde yapılan kazılarda çıkarılan eserler sergileniyor. Müze binası 1975 yılında açılmış. Hemen bitişiğinde saat kulesi bulunuyor. İkisini bir arada burada görebilirsiniz.

Prizren Arkeoloji Müzesi ve Saat Kulesi
Prizren Arkeoloji Müzesi ve Saat Kulesi

Arkeoloji müzesinden çıktıktan sonra birkaç yeri daha gezip günü sonlandırma niyetindeyim. Yarın da Prizren’de olacağım. Kalan yerleri de yarın gezmeyi planlıyorum.

Gazi Mehmet Paşa Hamamı

Gazi Mehmet Paşa Hamamı, 1563-1574 yılları arasında inşa edilmiş. 1883, 1964 ve 1970’li yıllarda restorasyondan geçmiş. Erkek ve kadınların kullandığı hamam bugün şehrin kültürel yapılarından biridir.

Gazi Mehmet Paşa Hamamı, Prizren
Gazi Mehmet Paşa Hamamı, Prizren

Hamam içerisine girmemiştim. Yalnızca dışarıdan gözlemledim. Yol üzerindeki tabelada aynı adı taşıyan Gazi Mehmet Paşa Camii’ni görüyorum. Tabelanın gösterdiği yöne doğru yürüdüğümde karşımda bir anda minaresi ile beliren Gazi Mehmet Paşa Camii’ni görüyorum.

Gazi Mehmet Paşa Camii

Prizren’in en eski camilerinden biri olan Gazi Mehmet Paşa Camii 16. yüzyılda inşa edilmiş. Arnavutluk-Prizren külliyesinin bir parçası olan camii avlusu ile birlikte geniş bir yer kaplıyor. Avlu içerisinde küçük bir vakıf binası da bulunuyor.

Gazi Mehmet Paşa Camii, Prizren
Gazi Mehmet Paşa Camii, Prizren

Caminin arka tarafından ana yola çıktığınızda tek katlı zarif bir yapı göreceksiniz. Bu yapı Arnavut-Prizren Külliyesi ve Müzesi Birliği olarak geçiyor. Geniş bir bahçe içerisinde yer alıyor. Bahçe alanında rengarenk çiçekler ve oturmak için banklar yer alıyor. Arnavutluk bayraklarının da dalgalandığını göreceksiniz.

Arnavut-Prizren Külliyesi ve Müzesi Birliği

Burası, Prizren’de yaşayan etnik Arnavutların çıkarlarını korumak amacıyla 1878 yılında inşa edilmiş bir yer. Dönemin siyasi adamlarının ilk toplandıkları yer olan külliye şimdilerde bir müze olarak hizmet veriyor.

Arnavut-Prizren Külliyesi ve Müzesi Birliği, Prizren
Arnavut-Prizren Külliyesi ve Müzesi Birliği, Prizren

Burada oturup biraz dinlenebilirsiniz. Etraf yemyeşil ve keyifli…

Külliyenin bulunduğu bahçe alanından çıktıktan sonra karşınızda bir köprü belirecek. Bu köprüyü geçtikten sonra karşınıza Maksut Paşa Camii ve Çınar Ağacı çıkacak. Caminin yapımı 17. yüzyıla kadar uzanıyor. Nehrin kenarındaki Çınar Ağacı ise 400 yıldan biraz fazla yaşa sahip.

Saat 17:30’u gösteriyordu. Prizren’de ilk günümü sonlandırmak üzere tekrar Şadırvan Meydanı’na doğru yürüdüm. Burada 1 saat kadar oturup birkaç bardak çay içer ve daha sonra hostele giderim diye düşündüm. Prizren küçük bir şehir. Dolayısıyla meydana gelmem pek uzun sürmüyordu.

Tekrar çay içtiğim yere gelmiştim. Akşam henüz olmamışken Prizrenli insanların günlük mesaileri bitmiş meydana doğru geliyor olduklarını görüyordum Meydan çevresindeki kafeler bu defa doluydu. Hem yerliler hem de turistler bir şeyler içiyor sevdikleriyle laflıyorlardı. Ben de çevreyi gözlemliyor, kendime notlar alıyordum.

Şadırvan Meydanı, Prizren
Şadırvan Meydanı, Prizren

Burada 1 saat kadar oturduktan sonra saat 19:00 civarı kaldığım hostele doğru gittim. 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası hostele vardım. Lobide diğer gezginler oturmuş laflıyorlardı. Çay ve kahvesi ücretsiz olan hostelin mutfağına giderek kendime bir fincan kahve aldım ve muhabbete katılmak üzere lobide boş bulduğum bir yere kıvrıldım. Macaristan, Almanya ve İtalya’dan gelen gezginler vardı. İtalyan olanın Kosova’dan sonra Makedonya, Bulgaristan ve ardından Türkiye’ye gidecek olduğunu öğrendim. Kendisine İstanbul özelinde birkaç tavsiyelerde bulundum.

Lobide 2 saat kadar oturmuştuk. Saat 21:00 civarı odama çıktım. Notlarımı toparlayıp bilgisayara geçirdikten sonra soluğu duşta aldım. Ardından tekrar mutfağa gidip bir fincan kahve aldım kendime ve hostelin terasına çıkarak gece karanlığında Prizren’i yukarıdan izlemenin keyfine vardım. Havada tatlı bir serinlik vardı. Terasta oturan birkaç gezgin arkadaşla biraz lafladıktan sonra saat neredeyse 23:00’a geliyordu. Yorgundum da. Kendilerinden müsaade isteyip doğruca odaya geçtim. Yarın ki planlarımı da yaptıktan sonra güzel, deliksiz bir uyku uyumak üzere yattım.

Prizren’de ikinci günümün planı Prizren Kalesi’ne çıkmak, kale yolu üzerinde bulunan Kutsal Kurtarıcı Kilisesi’ne uğramak daha sonra Halveti Tekkesi ve Emin Paşa Camii’ni gördükten sonra öğleden sonra kendimi Prizren sokaklarına bırakarak aheste aheste dolaşmak olacak.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Prizren’de 2. Gün

Prizren’de ikinci günün sabahına saat 08:00 civarı uyandım. Hostelde konaklamaya kahvaltı dahildi. Lobiye indiğimde mutfakta diğer gezginlerin kahvaltı ettiklerini gördüm. Kahvaltı tabakları öncesinde hazırlanmıştı. İki dilim salam, kaşar, domates, salatalık, peynir ve portakal suyu vardı. Kahvaltı doyurucuydu. Kahvaltıdan sonra biraz oyalandım. Balkanlar’da espresso içeceği çok tüketiliyor. Sabahları da insanlar mutlaka içerler. Lobide diğer gezginlerle birer espresso içtik ve lafladık. Saat 09:30 olmuştu bile! Odaya çıktım ve günlük küçük çantamı hazırladım. Bugün, Prizren’de kalan diğer yerleri gezeceğim.

Hostelden çıktıktan sonra 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası şehrin merkezi olan Şadırvan Meydanı’na geldim. Henüz erken ve meydan boştu. Yalnızca yabancı turistler gezmeye başlamışlardı. Dün çay içtiğim yere tekrar gittim ve burada bir bardak çay içtim. Artık şehri gezmeye başlamak için hazırdım. İlk durağım meydana yakın olan Halveti Tekkesi olmuştu.

Halveti Tekkesi

Burası Prizren’de açılmış ilk tarikat yeri. Halvetilik Tarikatı’nın merkezi. 350 yıldan biraz fazla süredir varlığını sürdürüyor. Pir Osman Baba tarafından yaptırılmış. Yalnızca taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş. Tekke kompleksinin içerisinde dua ve bekleme odaları, tek katlı konut, semahane ve türbe bulunuyor.

Halveti Tekkesi şadırvanı.
Halveti Tekkesi şadırvanı.

Tekkeye giden yol aşırı güzel. İnsan direkt manevi bir havaya bürünüyor. Etraf oldukça sessizdi. Yalnızca suyun sesi ve tasavvuf müziğinin iç okşayan sesi vardı. Yere serili halılar, sedirler ve duvarlarda asılı Kur-an sureleri. Manzara sizi ister istemez kendine çekiyordu. Açıkçası çok etkilenmiştim. Manevi hava içerisinde üzerime bir dinginlik çökmüştü.

Halveti Tekkesi'ne giden yol.
Halveti Tekkesi’ne giden yol.

Tekkenin önünde iki yaşlı insan oturuyordu. Selam vererek yanlarına yaklaştım. Türkiye’den geldiğimi söyledim ve kendilerinin hal hatırlarını sordum. Fakat kendileri Türkçe bilmiyorlardı. Ne yazık ki konuşamadık ancak kendilerinin yüzleri gülüyordu. Birkaç dakika kadar yanlarına bağdaş kurup oturdum, etrafı gözlemledim, suyun sesine kapıldım gittim. Burada geçirdiğim vakti hiç ama hiç unutamadım.

Halveti Tekkesi bahçesi.
Halveti Tekkesi bahçesi.

Halveti Tekkesi’nden çıktıktan sonra şehrin merkezi sayılan alışveriş caddesinin üzerinde yalnızca minaresiyle tüm ilgiyi üzerine çeken Arasta Camii Minaresi’ne geliyorum.

Arasta Camii Minaresi

Osmanlı döneminden kalan bir başka yapı olan Arasta Camii Minaresi, camii yapısı olmadan ayakta kalan ilginç bir yer. Camii 1536-1538 yılları arasında inşa edilmiş. 1960 yılına kadar da kullanılmış. Ancak dönemin Yugoslavya hükümeti, Arasta Mahallesi’ndeki birçok yapıyı yıkınca camii de bu yıkımdan nasibini almış. Camiden geriye ise tek kalan minaresi olmuş. Minarede ilginç bir detay var. Dikkatlice bakarsanız minarenin üst kısmında Davut Yıldızı’nı göreceksiniz. Hakkında birçok efsane bilgiler var.

Arasta Camii Minaresi, Prizren
Arasta Camii Minaresi, Prizren

Saat öğlen 13:00’a geliyor. Yolumun üzerinde Arasta Camii Minaresi’ni de gördükten sonra Şadırvan Meydanı’ndaki çay içtiğim yere geldim. Burada yarım saat kadar soluklanıp birkaç bardak çay içtim. Bir şehri gezdikten sonra en son varsa o şehrin kalesine çıkar ve ben nereyi gezmişim diye kente yüksek bir yerden bakarım. Prizren’de de bu rituelimi gerçekleştirmek için Prizren Kalesi’ne doğru yola koyuldum.

Kaleye çıkmak için iyi bir kondisyona ihtiyacınız olabilir. Zira kale yolu oldukça dik ve dolambaçlı. Üstelik bir de yaz ayları geliyorsanız bu şehre havanın sıcaklığı sizi kaleye çıkarken epey bir zorlayacaktır. Neyse ki yol üzerinde neredeyse her 100 metrede bir soğuk içecekler satan tezgahlar bulunuyor. Kale yolu petek taşları ile örülü. Yemyeşil ağaç manzaraları eşliğinde çıkıyorsunuz. Her adımınızda biraz daha yükseliyor ve Prizren’in o güzel manzaralarını farklı açılardan seyre doyuyorsunuz.

Prizren Kalesi'ne çıkan dik yokuş yol.
Prizren Kalesi’ne çıkan dik yokuş yol.

Kale yolu üzerinde Kutsal Kurtarıcı Kilisesi’ni göreceksiniz. Ancak, kilise kapalı olarak muhafaza ediliyor. İçeride bir görevli vardı. Kendisine içeriye girebilir miyim diye seslendiğimde giriş olmadığını söylemişti.

Kutsal Kurtarıcı Kilisesi

1330 yılı civarında inşa edilmiş. Bir Sırp Ortodoks Kilisesi olan Kutsal Kurtarıcı Kilisesi 1990 yılında Olağanüstü Önemle Korunan Kültür Anıtı olarak ilan edilmiş. Buranın bir hikayesi de, Kosova’da çıkan huzursuzluklarda Kosova-Arnavut insanları tarafından yakılıp yıkılması ve ağır hasara uğratılması olayıdır. Zaten kilisenin yıkık olduğunu göreceksiniz. Restore edilmeden öylece bırakılmış olması yaşanan huzursuzluğu capcanlı tutmakta.

Kutsal Kurtarıcı Kilisesi, Prizren
Kutsal Kurtarıcı Kilisesi, Prizren

Kaleye çıkarken yolumun üzerinde olan kiliseyi de dışarıdan gözlemledikten sonra az bir mesafe daha yürüyüp nihayet kaleye ulaşmıştım. Prizren Kalesi’ne girişler ücretsiz. Kapısından içeri girdiğinizde karşınızda geniş düzlük bir alan göreceksiniz. Bu düzlükte yer yer birkaç küçük yapı ve kaleyi çevreleyen sur duvarlarını göreceksiniz. Kale içerisinde toprak seviyesinden aşağıda farklı mahzen odaları da dikkatinizi çekecektir. Tek odalı ve tek pencereli bu odaların kapıları açık ve içerisine girebiliyorsunuz. Dileyen pencerelerden Prizren’e bir bakış atabilir. Fakat asıl manzara kalenin içerisinden yürüyüş yolu boyunca göreceğiniz enfes görüntülerdir.

Prizren Kalesi

Prizren’i yaşamak hatta saatlerce izlemek için mutlaka kaleye çıkmalı ve burada biraz zaman geçirmelisiniz. Nitekim ben de bir yarım saat kadar kendimi öylece Prizren’i izlerken buldum. Hiçbir şey yapmadan. Şehrin uğultusuna kapılmış, gözlerim Prizren’i köşe bucak süzüyor, minareleri, kiliseleri, yemyeşil ağaçları ve kenti ikiye bölen nehrin kıvrımlarını izliyordum.

Prizren manzarası.
Prizren manzarası.

Prizren Kalesi, asıl olarak Bizans döneminde hisar olarak inşa edilmiş. Tabii, bölge Osmanlı hakimiyetine geçince bazı eklemeler yapılmış ve kale görünümünü almış. Şehir merkezinden 590 metre yükseklikte bulunan kale Prizren’in en çok ilgi çeken yerlerinden biri. Hatta her sene yaz aylarında düzenlenen Doku Festival’de kalede düzenlenmekte.

Prizren Kalesi'nden şehir manzarası.
Prizren Kalesi’nden şehir manzarası.

Dünyaca ünlü Arnavut aktör Bekim Fehmi’de (1936-2010) bakın Prizren’i kaleden gördüğü manzara karşısında nasıl betimliyor…

“Kalenin en üst kısmında, Ramazan’da iftar vaktinin geldiğini hatırlatmak için kullanılan, asırlık bir demir topu yanında otururum. Uzanır önümde Prizren, yeşilliklerle dolu, yirmiden fazla camiinin minaresi, uzanır gökyüzüne doğru bembeyaz ve parlak bir şekilde. Ortodoks kilise mavilikle parlar, katolik kilisesi ise kiremitlerin kırmızısını yansıtır… Eğri, köpüklü ve hızlı Bistriça nehri Dukacin ovalarında kaybolur, Pastrik dağ silsilesine kadar. Yeşil liseyi görüyorum… Benim evin çatısını bile görüyorum.

Prizren Kalesi'nde demir top.
Prizren Kalesi’nde demir top.

Yanı başında oturduğu demir topu da yine Prizren kalesinde yerinde görebilirsiniz. Bekim Fehmiu gibi demir topun yanına oturun ve Prizren’i izleyin…

Kaleyi çıkmak biraz zor olsa da inişi gayet hızlı ve keyifliydi. Prizren manzarası karşımda izleye izleye şehir merkezine indim.

Prizren Kalesi'nden kent manzarası.
Prizren Kalesi’nden kent manzarası.

Henüz öğlen saat 15:00 civarı. Biraz daha Prizren sokaklarını gezmek istiyorum. Bu defa Prizren’in çıkışına doğru ara sokaklara giriyorum. Prizren sokakları petek taşları ile örülü. Tek veya iki katlı evler kimi kerpiçten kimi betondan yapılı. Karşıdan 50 yaşlarında bisikletli bir adam ve üç küçük çocuğun geldiğini görüyorum. Bisikletin arkasında ufak bir römork var. Kendilerine selam veriyorum. Ayaküstü başlıyoruz sohbete. Adı Hacı Nafiz…

Sizleri Hacı Nafiz ile tanıştırayım… Kendisi Kosova Türklerinden. Osmanlı ve Türkiye sevdalısı olduğunu öğreniyorum. Derdini anlatacak kadar Türkçe biliyor.

Prizren’de girdiğim ara sokak meğerse Kosovalı Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeymiş. Ne kadar mutlu oldum bilemezsiniz. Torunlarıyla birlikte eve dönüş yolunda olan Nafiz abi ile konuşmaya devam ediyordum. Biraz Türkiye’den, biraz Kosova’dan ve biraz da Bosna’dan konuşuyorduk…

Sırpları anlat dedim. Demez olaydım. Yutkundu, gözleri doldu ve başını yere eğdi. Bu durum karşısında vücudum buz kesti, tüylerim diken diken olmuştu. Nafiz ağabeyin sağ omzuna hafifçe dokunarak; “Nafiz ağa, Nafiz ağa! Kaldır başını. Bak bugün Kosova sokaklarını rahatça dolaşabiliyoruz, ezanlar okunuyor, çocuklar gülerek oyunlarını oynuyorlar” dedim.

Sarıldık… Az ileride bakkal vardı. Bir koşu gittim ufaklıklara şekerleme aldım. Nasıl mutlu oldular anlatamam. Ya ben? Her gittiğim yerde çocukların dünyasına kendimi kaptırmak, onlarla oyunlar oynamak inanın günün tüm yorgunluğunun üzerimden gitmesine ilaç oluyor.

Hacı Nafiz ağa ve torunları ile birlikte.

Nafız ağa bisikletinin arkasında ufak bir römork yapmış demiştim. Römorkta vardı 30-40 kilo meyve-sebze. Maşallah hepsini satmış, torunlarıyla evinin yolunu tutuyordu.

Prizren’e gelirseniz, Kosovalı Türklerin yaşadığı eski kent bölgesine gidin. Hiç çekinmeden kapılarını çalın ve esselamu aleyküm deyin. Sizi içeri buyur edeceklerdir. Oturun bahçede ve eski topraklarla hasbihal edin. Size merak ettiğiniz eski Prizren’i anlatsınlar.

Sahi unutmadan… Evlerine mihman olmadan evvel bakkaldan şekerleme, cips, çikolata falan alın. Gittiğinizde Kosovalı minikleri sevindiresiniz diye.

Prizren sokaklarını dolaştıktan sonra yine Şadırvan Meydanı’na geldim. Şadırvandan taptaze buz gibi suyumu içtim. Derler ki; Prizren’de Şadırvandan su içen tekrar Prizren’e gelirmiş. Bir daha hangi sene Prizren’e gelirim bilmiyorum fakat bu güzel şehri tekrar ziyaret edeceğim kesin. Hem şehrin kendisi için hem de burada tanıdığım güzel aile için.

Balkanlar seyahatim öncesi İstanbul’dan arkadaşım Emir, Prizren’e uğradığımda görüşebileceğim bir arkadaşı olduğunu söylemişti. Adı Gülşen. Aslen Prizrenli. Numarasını almıştım. Prizren’de her zaman çay içtiğim yere geldim ve kendime bir bardak çay söyledikten sonra Gülşen’e WhatsApp üzerinden burada olduğumu yazdım. Fakat, Gülşen Prizren’de olmadığını söylemişti bana. Ancak, arkadaşı Prizren Belediyesi‘nde Turizm ve Ekonomi Kalkınma müdürü Sevil hanımın olduğunu ve onu ziyaret edebileceğimi söylemişti. Ortak paydamız Kültür-Turizm olunca hemen olabilir diye kendisine cevap vermiştim. O esnada Gülşen arkadaşı Sevil hanıma ulamış ve benden bahsetmişti. 20 dakika sonra Sevil hanımın beni beklediğini Gülşen söylüyordu. Bunun üzerine doğruca Prizren Belediyesi’nin yolunu tuttum. Taşköprü’den karşıya geçtikten sonra belediye binası tam karşınızda beliriyor.

Burada görevliden Sevil hanımın odasını öğrendikten sonra ikinci kata çıktım. İkinci kattaki görevliye Sevil hanımla görüşmek için geldiğimi söyledikten sonra kendisi Sevil hanıma durumu iletti ve ardından görüşmemiz gerçekleşti.

Kendisine Prizren’e gelme nedenim, yaptığım işler ve Balkan gezi yazılarımdan bahsettim. Kendilerine misafirperverliğinden dolayı bir kez daha teşekkür ederim. Yarım saat kadar güzel ve verimli geçen bir konuşmamız oldu.

Prizren Belediyesi Turizm ve Ekonomi Kalkınma Müdürü Sn. Sevil Liman Kazaz ile birlikte.
Prizren Belediyesi Turizm ve Ekonomi Kalkınma Müdürü Sn. Sevil Liman Kazaz ile birlikte.

Belediyedeki görüşmemin ardından tekrardan Şadırvan Meydanı’na geldim. Ne meydanmış be arkadaş! 🙂 Prizren’de gezilecek yerler ve yapılacak şeyleri de tamamladıktan sonra pek fazla kendimi yormak istemedim. Tekrar çay içtiğim yere geldim. Bu defa dükkanın önü kalabalık. Kendime köşede bir tane oturacak iskemle buldum. Bir tane çay söyledim. Çayımı yavaş yavaş yudumladıktan sonra yoldan gelen geçenleri izlemeye koyuldum ve şehrin sesine kendimi kaptırdım.

Yan masada Türkçe konuşanları işittim. Orta yaşlarda 2 erkek. TRT’den, Prizren çekimlerinden falan bahsediyorlardı. İlgimi çekti ve kendilerine merhaba dedim. Pekte şaşırmadılar. Zaten Prizren’de mutlaka çokça Türk kafileye veya turiste rastlarsınız. Tanıştık, kendimizden bahsettik. Kendilerinin TRT Avaz için Prizren’e geldiklerini ve gezi-kültür tadında belgesel çektiklerini öğrendim. Laf lafı açtı biz 1 saate yakın konuştuk. Hatta yan masalarda oturan Prizrenli birkaç gençte sohbetimize dahil oldu. O gençlerden biri de Deniz adında kalbi güzel insandı. İyi ki de sohbetimize dahil oldu. TRT Avaz çalışanları mesaiye devam etmek için bardaklarında kalan son yudum çayı da içtikten sonra kalktılar. Ben ve Deniz birlikte sohbete kaldığımız yerden devam ettik.

Deniz, Prizren’in yerlisi. Annesi İzmirli, babası ise Prizrenli. Kendimizden bahsettikçe sohbetimiz koyulaşıyordu. Boş bardaklar gidiyor yerini dolu çaylar alıyordu. Deniz’e, Prizren’e neden geldiğimi, neler yaptığımı ve Türkiye’den bahsediyordum. İlgisini çekmişti. Prizren’i tanıtacak, yazacak olmamdan dolayı mutlu olduğunu söylüyordu. Hatta bana vakit ayıracağını ve buraya yakın bir de Türk köyü olan Mamuşa adında bir yer olduğunu söylüyordu. Ne yalan söyleyeyim Mamuşa Köyü hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim. Üstelik Türk köyü olmasına rağmen hiçbir bilgim yoktu. Fakat ben Prizren’de bugün son günüm olduğunu söylüyor ve yarın Üsküp’e döneceğimi söylüyordum. Hostel rezervasyonum da bugün sondu.

Deniz bu konuşmamın üzerine; “Prizren’de 1 gün daha kalabilir ve yarın seni Mamuşa Köyü’ne götürebilirim” demişti. Köye gidecek olmam üstelik bir de Türk köyü olması nedeniyle Deniz’in bu teklifini hiç düşünmeden kabul etmiştim. Bana vakit ayıracak olması da ayrı bir mutluluk sebebimdi. O halde bir an önce hostele gidip 1 gün daha kalacağımı söylemeliyim. Bunun üzerine Deniz’den müsaade isteyip hostele gideceğimi söylesem de Deniz’in yanıtı şöyle olmuştu; “Hayır, uzatmana gerek yok, bizde kalmanı istiyorum” bu sözün karşısında kısa bir şaşkınlık geçirdikten sonra teşekkür edip teklifini nazikçe geri çevirdim fakat Deniz bu konuda oldukça ısrarlıydı. Rahatsızlık vermek istemediğimi söyledim fakat kabul etmeyip bizde kalmanı istiyorum diyordu. Şaşkın ve bir o kadar da mutluydum. Gittiğim her ülkede çok şükür karşıma hep iyi insanlar çıkıyor. Deniz de bu kervana katılan müthiş insanlardan biri olmuştu.

Çaylarımızı içtikten sonra Deniz’in de işleri olması nedeniyle kalktık. Telefon numaralarımızı almıştık. Yarın sabahtan Whatsapp üzerinden yazışıp direkt Mamuşa Köyüne gideceğiz. Deniz ile ayrıldıktan sonra ben doğruca hostele gittim. Saat 18:30 civarı. Prizren’de yapılacak ve görülecek her şeyi, en azından listemde yer alan tüm her şeyi eksiksiz yerine getirmiştim. Hostele geldikten sonra marketten aldığım birkaç parça yiyeceği mutfakta tükettim. Ardından kahvemi alıp hostelde olan diğer gezgin konuklarla birlikte gecenin ilerleyen saatlerine kadar oturup lafladık. Gece saat 01:00’i gösteriyordu yattığımda.

Sabah olduğunda güzel bir duş alıp ardından kahvaltımı ettim. Bu esnada Deniz’e yazmıştım. Kahvaltımı ettikten sonra hazırlanmış ve çantamı da lobiye indirmiştim. Deniz, sabah saat 09:00 gibi hostele geldi. Yakın olan evlerine doğru 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası geldik. Burada ayaküstü güzel ailesiyle tanışıp çantamı da evlerine bıraktıktan sonra Mamuşa Köyü’ne gitmek üzere şehir terminaline gittik.

Mamuşa Köyü’ne nasıl gittik ve Mamuşa Köyü hakkında gezi notlarımı aşağıdaki link üzerinden okuyabilirsiniz.

Mamuşa Köyü yarım günde gezilecek kadar ufak bir yerleşim yeri. Nitekim öğleden sonra saat 16:00’a kadar köyü gezip ardından tekrar Prizren’e geldik. Prizren’e gelir gelmez direkt Deniz’in evine geçtik. Annesi ve babası evdeydi. Beni tüm samimiyetleriyle, güler yüzleriyle karşılamışlardı. Karnınız açtır yemek vereyim diyen annesi, hal hatır soran babası bana Anadolu’da bir evde yaşayacağım anları fazlasıyla hissettiriyorlardı. Bu misafirperverlik karşısında mahçup olduğumu anlayan Deniz rahat olmamı her defasında söylüyordu. Kültürlerimiz bir, dilimiz bir diyor bana kendi evimde hissettiğim rahatlığı telkin ediyordu.

Evin annesinin hünerli ellerinden çıkan yerel Balkan köfteleri yiyor bir yandan da Kosova’da yerel bir ailenin evine konuk olmanın mutluluğunu yaşıyordum. Çünkü bu deneyimi para ile satın alamazsınız. Yol tüm mucizelere gebedir derim. Yolun insanın karşısına ne çıkaracağı hiç belli olmuyor. Ve ben de bu belirsizliği oldum olası hep seviyorum. Böyle bir deneyim yaşamak uzun yıllar hep aklımda kalacak, bu güzel aileyi her defasında iyi bir şekilde anacağım.

Deniz ve ailesi müstakil bir evde yaşıyorlar. Geniş bir bahçeleri var. Bahçelerinde incir, elma, ceviz, vişne, salatalık, biber, domates ekili. Bahçeleri bakımlı ve verimliydi. Yemeklerimizi yedikten sonra bahçeye inmiş burada biraz vakit geçirmiştik. Ardından Deniz’e bir kez daha misafirperverliğinden dolayı teşekkür ediyordum. Kendisine, Prizren’de son günüm olduğunu ve günün diğer yarısını nasıl değerlendirebileceğimizi sormuştum. Bu fırsatı kaçıramazdım. Çünkü Deniz Prizren’li. Bizim bilmediğimiz her şeyi kendisi fazlasıyla biliyordu. Bunun üzerine Deniz, Prizren’in ilk fotoğrafçılarından biri olan Naci ve Nafis Lokviça kardeşlerin olduğu sütüdyoya gidebileceğimizi söylüyor, Nafis ağabey ile tanışmamı öneriyordu. Bu önerinin üzerine hiç vakit kaybetmeden evden çıktık ve Nafis ağabeyin stüdyosunun olduğu evin yolunu tuttuk.

Ben ve Nafis Lokvica, Prizren
Ben ve Nafis Lokvica, Prizren

Fazla bir yol kat etmeden eve gelmiştik. Kapıyı çaldık ve şansımıza Nafis ağabey içerideydi. Tebessüm ederek kapıyı açmıştı bizlere. İçeri buyur ettikten sonra Deniz beni Nafis ağabey ile tanıştırıyordu. Ardından oturup 10 dakika kadar konuştuk ve kendimizden bahsettik. Nafis ağabeyin anlattıkları karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Sizlere Nafis ağabeyi tanıtmak istiyorum…

Naci ve Nafis Lokviça kardeşler… Prizren’in ilk fotoğrafçılarından biri onlar.

Naci ve Nafis kardeşleri önemli kılan bir diğer neden daha var. Önemli bir neden… Kendileri, Sırp baskılarının arttığı, ikinci bir Srebrenitsa katliamının yaşanacağı dönem olan 1999 yılında kente giriş yapan Nato ve Türk askerlerini kayıt altına almış kişilerdir. Kayda aldığı o kamera da ortamızda duruyor.

Nafis Lokvica ile stüdyosunda.
Nafis Lokvica ile stüdyosunda.

Dün de Srebrenitsa anma günüydü. Prizren’de anma törenleri vardı. Katılıp çekimler yapmıştım. Törende Nafis ağabey dikkatimi çekmişti fakat nereden bileyim böyle bir insan olduğunu.

Peki Naci ağabey kim? Naci ağabey Nafis ağabeyin kardeşi. Ne yazık ki 2 yıl önce New York’ta elim bir tren kazasında can vererek hayatını kaybetmiş. Bugün hayatta kalan ve bu mesleği tutkuyla sürdüren Nafis ağabey ise yalnızca Kosova’da değil, Türkiye’de dahi tanındığını öğrendim.

Bulunduğumuz yer Naci ve Nafis kardeşlerin ilk stüdyoları. Şirdilerde harabe olsa da pek çok film, kitap, video kayıt ve plaketlere ev sahipliği yapıyor. Nafis ağabey ile işte tam da burada 20 dakikayı aşan bir röportaj gerçekleştirdim. Yugoslavyayı, Tito’yu, Bosna’yı, Kosova’yı ve Sırpları konuştuk.

Naci-Nafis Lokvica plaketleri.
Naci-Nafis Lokvica plaketleri.

Röportajın sonlarına doğru ise Türkiye hakkında anlattıkları, Türk insanlarına verdiği mesajlar tüyleri diken diken eden cinsteydi. Röportaj videosunu YouTube kanalımdan izleyebilirsiniz. Ayrıca Naci ve Nafis Lokviça kardeşlerin bu ilk stüdyosu olan ev içerisinden de görüntüler aldım.

Nafis Lokvica ile röportaj.
Nafis Lokvica ile röportaj.

2 saate yakın oturduk. Nafis ağabey çok misafirperver, güler yüzlü ve mütevazi bir insandı. Onu tanıdığım için çok mutlu olmuştum.

Kendisiyle vedalaştıktan sonra Deniz ile birlikte doğruca Şadırvan Meydanı’na gelerek burada vakit geçirdik. Deniz, birazdan kız arkadaşı olan Medine’nin geleceğini söylemişti. O gelene kadar oturduk ve çaylarımızı yudumladık. Yarım saat geçmeden Deniz’in kız arkadaşı Medine’de gelmişti. Kendisiyle tanıştım. Çok güler yüzlü biriydi. Burada oturduk ve sohbet-muhabbet eşliğinde kahvelerimizi içtik.

Deniz ve kız arkadaşı Medine.

Daha sonra Kaleye çıkan yol üzerindeki bar ve kafeleri dolaşmak için yürüyüşe çıktık. Böylece Prizren’in gece eğlencelerini de yerinde görmüş oldum. İnsanlar içkilerini, kahvelerini yudumluyor, canlı müziklerin keyfini çıkarıyorlardı. Burada yarım saat kadar takıldıktan sonra nehir boyunca biraz yürüyüş yaptık. Ardından çok geç olmadan Medine’yi evine bıraktık ve Deniz ile birlikte evin yolunu tuttuk.

Qarshia, Prizren
Qarshia, Prizren

Eve geldiğimizde saat 21:30 sularıydı. Annesi yolumuzu gözler gibi kapının eşiğinde oturuyordu. Güler yüzüyle karşılamış, günümüzün nasıl geçtiğini içtenlikle soruyordu. Salona geçip 10 dakika kadar oturduktan sonra hazır olan yemekler için mutfakta masaya geçtik. Güzel bir aile ile birlikte akşam yemeği ve hoş sohbet beni fazlasıyla mutlu etmişti. Yemek sonrası ikinci kata Deniz’in odasına geçtik. Sağ olsun annesi yatakları açmıştı. Saat 01:00’a kadar Deniz ile birlikte keyifli bir muhabbet etmiştik. Sanki 40 yıllık dostmuş gibi gülüyor, muhabbet ediyor ve birbirimize takılıp şakalar yapıyorduk. Deniz ve ailesiyle iyi ki yollarım kesişti. Halen daha görüştüğüm insanlar…

Sabah olduğunda ilk kata inip günaydın demeye kalmadan, evin annesi kahvaltının hazır olduğunu söylüyordu. Kısa bir mahçubiyetten sonra masaya geçip kahvaltımızı ettik. Kahvaltı sonrası artık ayrılık vakti gelmişti. Ayrılıkları da hiç sevmem. Kendilerini tanıdığım için çok ama çok mutlu olduğumu söylemiştim. Onlar da aynı şekilde beni tanıdıkları için mutlu olduklarını söylediğinde ise ne yalan söyleyeyim gözlerim dolmuştu. Duygusal bir insanımdır. Nasıl gözlerim dolmasın ki?

İran’dan sonra Kosova’da da artık bir ailem olmuştu. Priştine’de 2 gün kalıp Prizren’e geçmiştim. Deniz ile Prizren’de tanışmam tamamen tevafuk olmuştu. Deniz Mamuşa Köyü’nde başarılı bir İngilizce öğretmeni. Kendi gibi anne ve babası da mütevazı, harika insanlar. Evlerinde kaldığımda kendimi evimde hissetmem için ellerinden geleni yapmışlardı. Evin annesi kendi oğluymuşum gibi üzerime düşmüş, benim için özel yemekler yapmıştı.

Evin babasına ise ayrı bir paragraf açmak gerek… Hüseyin amca. 1942 doğumlu eski bir toprak. Kendisi Yugoslavya döneminde ülkenin sayılı 100 askerlerinden biri. 7 ay Yugoslavya’yı temsilen Mısır’da görev yapmış. Madalyalar, Yugoslav silahı, siyah-beyaz fotoğraf arşivine sahip. Üstelik pek çok ülkeyi de gezmiş birisi.

Kendilerinde kaldığım 1 gün boyunca unutamayacağım anlar yaşadım ve biriktirdim. İyi ki kendileriyle yolum kesişti.

Ayrılık vakti geldiğinde bu anı ölümsüzleştirmek için bir kare fotoğraf çekindik.

Prizren'de evlerinde kaldığım Deniz ve güzel ailesi.
Prizren’de evlerinde kaldığım Deniz ve güzel ailesi.

Anne ve babaya sarıldıktan sonra Üsküp’e gitmek üzere Deniz ile birlikte şehir terminalinin yolunu tuttuk. Sağ olsun Deniz terminale kadar bana eşlik ediyordu. Çantamı taşımak için ısrar bile ediyordu.

Terminale gelmeden hemen önce Kırık Camii göreceksiniz. Burayı Üsküp dönüşü terminale gelirken görürüm bahanesiyle sona bırakmıştım. Terminale az bir mesafe kala karşımıza çıkan Kırık Camiye Deniz ile birlikte geldik. Burada camiyi gözlemledim.

Kırık Camii (Namazgah)

Namazgah, geniş kitlelerin namaz kılması için yapılan, üzeri açık camiyi ifade etmektedir. Bu eser Fatih Sultan Mehmet döneminde, 21 Haziran 1455 tarihinde inşa edilmiş. Halk arasında Kırık Cami olarak adlandırılan Namazgah’ın etrafında eskiden bir şehitliğin bulunduğu bilinmektedir. Eserin kazı ve restorasyonu; Kosova Türk Tabur Görev Kuvvet Komutanlığı, Prizren Eski Eserler Koruma Enstitüsü, Prizren İslam Birliği Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) ve Türkiye Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü işbirliği ile 12 Ekim 2001 ve 5 Nisan 2002 tarihleri arasında yapılmıştır. Çevre düzenlemesi 2008 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır.

Kırık Camii (Namazgah)
Kırık Camii (Namazgah)

Burayı da gezdikten sonra az ilerideki terminale geldik. Otobüs perona girmişti. Henüz 10 dakikası vardı. Burada ayaküstü Deniz ile biraz sohbet ettik. Kendisine misafirperverliği için bir kez daha teşekkür etmiştim. Otobüs hareket etmek üzereydi. Deniz ile içten ve uzun bir sarılmadan sonra otobüsteki yerimi almış ve Üsküp’e gitmek üzere yola koyulmuştum.

Prizren-Üsküp otobüsü.
Prizren-Üsküp otobüsü.

Prizren’de kaldığım süre boyunca çok güzel anlar yaşamış bu kadim şehirden çok keyif almıştım. Umuyorum ki tekrar bu güzel kente geleceğim.

Daha fazla okuyun

Değerlendirme
Prizren Gezi Notları
Merhaba! Ben Fatih Kibar. Seyahat etmek yıllardır en büyük tutkum oldu! Şimdiye kadar 14 ülke ve 100'den fazla şehirde bulundum. Şaşırtıcı ve renkli mimarilere, farklı kültürlere göz atmak, farklı şehirlerde dolaşmak, yeni harika yerler keşfetmek, eşsiz yerleri ziyaret etmek, yerel insanların arasına karışmak ve doğada yürüyüşler yapmak en sevdiğim şeyler arasındadır. Bunun ötesinde 2013'ten beri tam zamanlı yurtiçi ve yurtdışı seyahatler yapan dijital içerik üreticisiyim. Hadigez.com'da seyahat etme tutkumu yazılı olarak paylaşmaya ve seni de bu harika dünyayı keşfedebilmen için ilham vermeye çalışıyorum. Tecrübelerime dair değerli seyahat ipuçları, rehberler ve videolar sunarak başkalarının da seyahat etmesini kolaylaştırmak istiyorum. Tüm maceralarımı, fotoğraf ve videolarımı burada ve YouTube kanalımda paylaşıyorum. Sadece fotoğraf/video çekmenin ve seyahat etmenin yanı sıra, doğada zaman geçirmeyi de seviyorum. Sizlere burada seyahatlerimde yaşadığım iyi-kötü anları, tecrübelerimi ve nasıl ucuza gezilir üzerine ipuçları içeren içerikler paylaşıyorum. Yolculuğuma ortak ol! Sosyal medyada beni takip et ve hiçbir paylaşımımı kaçırma!

Düşüncelerinizi yazın, merak ettiklerinizi sorun...

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya giriniz.